Sen; sen ol. Ben de ben, kalayım!

12:23 Unknown 0 Comments


Bir şekilde hayatlarımızı sürdürmeye çalışıyoruz, zaman zaman kendimizin zaman zaman da başkalarının zaaflarını merak ediyoruz hem. Öğrenmek istiyoruz aslında, merak değil de keşif diyelim şimdilik biz bu düşkünlüğümüzün adına. Herkes aynı değil çünkü, biliyoruz. Ne tip olarak ne de huy olarak birbirimizle alakamız yok. Oysa insan insana benzer derler. Ama bir bakıyoruz; zevklerimiz, renklerimiz, hislerimiz, tarzlarımız ve heveslerimiz birbirinden çok farklı. Rengarengiz, sanırım. Bir sepetin içine itinayla yerleştirilen, birbirinden farklı renklere boyanmış, desenleri başka başka paskalya yumurtaları gibiyiz…
 
Peki, neden farklıyız?
 
Sebep basit, üzerinde uzunca düşünmeye gerek yok aslında. Aynı olsaydık eğer, konuştuğumuz, yarıştığımız, paylaştığımız insanlar olmazdı, etrafımızda. Hepimiz aynı takımı tutsaydık, aynı şarkıyı sevseydik, aynı lezzet karşısında eriseydik… Aynı adama ya da kadına aşık olsaydık… Halimiz duman olurdu. Şimdi fark ettim, gerçi bizler aynı olsaydık bile şekiller ve isimler aynı olmazdı. Basit bir kuralı var dünyanın; değişkenlik ve farklılıklar mutlak. Bilirsiniz, aynılık renk vermez. Sıkıntı ve bıkkınlıktan başka bir duygu katmaz, insan ruhuna. Evet bu gerçeği alenen biliyoruz biz.
 
Fakat yine de,
 
Birbirimizi anlamıyoruz artık. Farklılıklarımız bizi yoruyor. Aynı takımı tutmayan, aynı partiyi desteklemeyen, aynı şarkıyı beğenmeyen arkadaşlarımızı kırıyor, kavga ediyoruz. Tercihleri yüzünden saygı duyamıyoruz insanlara, çoğu zaman. Ama hep aynı terane var dilimizde, aynı yalan:
 
‘’Saygı duymak lazım’’
 
Dilimiz, Güzel bir maç oldu tebrikler, derken… İçimiz, Siz hakemlere dua edin, yoksa zor alırdınız o maçı, diyor.
 
Dilimiz, Demokrasi denilen bir şey var arkadaş, tabii ki tercihlerimiz aynı olmadığında birbirimizi anlayacağız, derken...
 
İçimiz, Gerizekalı mıdır nedir, her şey ortadayken gerçeği nasıl görmez, anlamıyorum diyor.
 
Ama… Herşeye rağmen saygı duyuyoruz.
 
                                                                    * * *
 
İstasyonda oturmuş, gizlice insanları izlerken düşünüyorum tüm bunları; ifadeleri, mimikleri, ses tonları, bakışları, göz renkleri, giyisileri farklı insanları izlerken… Tüm özellikleriyle birbirinden farklı olan insan manzarası, öylece duruyor karşımda. Eller, kollar, sözler… Bunlar gizliyor, kalplerine ve zihininlerine düşürdüklerini ama, yüzlere özgü bir ifade vardır ya hani, gözlere yapışıp kalan gerçeğin okunurluğu, bir o gizlemiyor insanı, ne var ne yok ele veriyor. Şehrin insanı, diyorum ne garip. Yeryüzünün melek ve şeytanlarıyız, diyorum. Bir istasyonda oturmuş, gizlice, onları izliyorsam eğer, aynı anda; iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini karşımda bulabileceğimi düşünüyorum.
 
Yine uzadı. Aynı olamayacağımız gerçeğiyle yüz yüzeyken, birbirimizi üzmeyelim diyeceğim ben.


Muhabbetle,
İmza: Sizin Zeynep! 

0 yorum:

Düşün; hayal et, İste; dua et

18:01 Unknown 2 Comments



Selam, 
Şöyle düşünüyorum; çoğumuz, düşün düşün, hayaldir işin :) kısmındayız her şeyin. Mana da istemediğimiz ve hatta hak etmediğimiz halde her şeyi düşünüp, hayal ediyor ve illa olsun istiyoruz. Ki düşünün, hak etmeyince bir bardak su bile vermiyor bu devrin insanı, bir başkasına. Tabii ki her fikir, bir hayal ile gelişir. Ben bu yazıda, işin manevi kısmını kovalayacağım. Bence insan, düşünüp hayal etmekten ziyade, isteyip dua etmeli. Ve yaşarken, şu şeyi asla unutmamalı...                                              
(O şey yazının sonuna saklı)

Şimdi, hayatımın son beş yılına şöyle bir bakmak isterim;

* Her ne kadar tatmin edici olmasa da, bir işim var ve bu işi hayal ederek elde etmedim. Burada olmayı hak ettiğime inanıyorum ben. Sen ister inan, ister inanma ama bu hak ediş istemek ve dua etmek ile alakalı.

* Eğitim hayatım bilmem kaç küsür yıldır sürüyor; hayal ettiğim değil, istediğim aşamadayım şuan. Dualar kalıcı olmasa, her an bir yerlerde lastik patlayabilirdi. (Staj sürem konudur, burada)

* Aşk hayatım mükemmel; sevdiğim adam yanımda olduğu sürece, Dünya'nın her türlü haline kafa tutabilirim.  Onunla yaşayacağım güzel yarınlar istiyorum, ve bunu isterken hayal değil dua ediyorum. Ve onu istediğimi anladığım gün; hayal değil dua ettim.

* Arkadaşlıklarım, dostluklarım, eş-dost ilişkilerim tam kıvamında, çünkü onlar hayatımda kalsın diye duacıyım hep.

* Ailemden razıyım, onlarda benden razı olmalı ve bu tablo hayal ederek çizilmedi, gençler.

Ve şimdi size az önce bahsettiğim şu sözü söyleyeceğim. Yaşadığınız sürece kulağınıza küpe edeceksiniz ama;

Allah'a şükretmek ile başa gelene sabretmek arası bir yerdir, hayat.

İnsan kaderini bile hak etmeli, değil mi?

Dipnot: İyiliğinizin duacısıyım, dostlar.

Muhabbetle,

İmza: Sizin Zeynep.

2 yorum:

Sözü öz, Gönlü bir Kanka Meşrepli Olmanın Kuralları.

15:26 Unknown 2 Comments


Oturdum. Büyük bir ciddiyetle hayatımda yer verdiğim, hayatımın şu en yoğun döneminde kendimden çalarak onlara zaman ayırdığım insanları düşündüm. Onlarla olan iletişimim, görüşme sıklığım, etrafımda görmeyi istediklerim, telefon ile aradıklarım, telefon ile bana ulaşanlar, görmeyince özlediklerim, görmedikçe özleyenlerim, birlikte zaman geçirmekten keyif aldıklarım, birlikte zaman geçirirken keyiflendirdiklerim… Düşündüm de düşündüm. Netice şu çıktı; çoğu esaslı kişiler ve Kanka meşrebinden sayılan insanlar. Lakin ben, Kankalığı bir kişiyle sınırlamaktan yana değilim.(Can dost kavramından bahsetmiyorum ama o zaten sayıca bir ya da iki olarak kalır hep)
Hatta bu Kankalık konusunu biraz daha genişletmekte fayda gördüm. Çünkü bir şeye ‘’Kanka’’ dedik mi, ne hikmetse onu sevebilitemiz artıyor.  Mesela, diyet yapan bir insan bir süreliğine sebzelerle ya da ne bileyim kalorisi düşük gıdalarla Kanka oluyor. Ya da bir şeker hastasını düşünelim, ömür boyu kullanmak zorunda olduğu ilaçlarıyla Kanka oluyor kendisi. Veya aşka karşı kapılarını kapatmış bir insan düşünelim, Kankası tabii ki kendi yalnızlığı olan…
Söylediğim gibi, uzuuuunncaaaaa düşündüm ve o vakit gereksiz yere yanımda tuttuğum herkes OUT'a çıkıverdi. Yalnız kendi namına herhangi bir menfaat sağlayacağını bildiği zamanlarda arayan, yüzüme gülerken arkamdan, yok yok yanımdan yanımdan kuyumu kazan, yanımdayken ‘’Ah canım’’olup köşeyi döner dönmez kıçı başı oynayan, kendi canı istediğinde arayıp; iyi-kötü zamanlarımda ihtiyacım olduğu halde benimle olmak fırsatını kaçıran, bencil, aksi ve nankör kim varsa az önce de söylediğim gibi OUT ‘a çıkarılmakla ödüllendirildi. Böylece kalan sağların çoğu, benim için mühim kimseler oldu. (Bu söz, sonradan kazanılan mühimlik olarak değil, katma değer yaratan mühimlik olarak düşünülsün lütfen)  

              Tüm bunlardan yola çıkarak şu kuralları düşündüm:

Sözü öz, gönlü bir Kanka meşrepli olmak için yapılmaması gereken bazı davranışlar olmalı. Aşağıda vesaireler ile çoğaltabileceğiniz birkaç örnek mevcut. 

  1. Hiçbir davetinize katılmayıp, kendi canı istediğinde arayan; sırf yalandan ‘’Canım çok özledim mutlaka görüşelim’’ ayaklarına yatan o hainin meşrebi kankalığa uymuyor. Bu sebeple kendisini jet hızıyla out’a çıkarıyoruz J
  2. En sevdiğiniz kitabınıza bir yıl boyunca el koyan, istediğinizde vermeyen ve sonra tesadüf bu ya onun bir kitabını beğenip ‘’Şunu alabilir miyim’’ diye sorduğunuzda ‘’Aa, önce kendim okumadan kimseye kitap falan veremem ‘’ diyen bencilin kumaşı da kankalık meşrebine uymuyor. Bu sebeplen o da jet hızıyla out’a çıkanlar arasına girmeye hak kazanıyor J
  3.  Yine en sevdiğiniz eşyanızı, laf da ödünç olarak alan fakat uzunca bir süre geri getirmeyen; siz geri istemeye utandıkça sahiplenen ve bir gün canı çıkmış bir halde geri aldığınız; çantanız, tişörtünüz, elbiseniz v.s emanet edilen kişi tarafından pejmürde bir halde size dönüyorsa… Sevinçle söylüyorum ki, emanete hıyanet eden o hıyar/hıyariçe de out’a çıkmaya hak kazanıyor J
  4. Eski erkek/ kız arkadaşınızın dibinden ayrılmayan, sizin asla görüşmediğinizi bildiği halde -acayip bir hevesle- karşı tarafla görüşmeyi sürdüren, bir yerlere gidip bir şeyler içen, kısacası tüm art niyetiyle ortak bir zaman dilimi yaratmak konusunda başarılı; arsız hatun ya da bay kişisini de out’a göndermeliyiz.  Böyle yapmayıp da başka ne yapalım, sen söyle benim canım okur?  J
  5.  Sizin bir kalemde silip attığınız eski bir arkadaşınızla o hala görüşüyor ve zırt pırt sizden ona, ondan size laf taşıyor ve şu mübarek cümleyi ‘’Dedikodu yapıyor olmak istemem ama’’ diline pelesenk ediyorsa; en sağlam bir şekilde topa vurup, bu ikiyüzlü kişiyi de Kankalık meşrepli olmanın dışında bırakıyoruz.

Çok sevdiğim bir laf var; doğru olduğuna inandığın bir şey aklına geliyorsa, yap! Hadi şimdi sizde, bunlar benim için doğru seçimler dediklerinize bir şans verin ve hatta onlar için hayatınızda daha geniş yer ayırın. Bir de Kankalık meşrebini paylaştığım tüm dostlarıma söylemem gereken bir şey var; Sizleri seviyorum J

Muhabbetle,
İmza:  Sizin Zeynep.

2 yorum: