Sen; sen ol. Ben de ben, kalayım!
Bir şekilde hayatlarımızı sürdürmeye çalışıyoruz, zaman zaman kendimizin zaman zaman da başkalarının zaaflarını merak ediyoruz hem. Öğrenmek istiyoruz aslında, merak değil de keşif diyelim şimdilik biz bu düşkünlüğümüzün adına. Herkes aynı değil çünkü, biliyoruz. Ne tip olarak ne de huy olarak birbirimizle alakamız yok. Oysa insan insana benzer derler. Ama bir bakıyoruz; zevklerimiz, renklerimiz, hislerimiz, tarzlarımız ve heveslerimiz birbirinden çok farklı. Rengarengiz, sanırım. Bir sepetin içine itinayla yerleştirilen, birbirinden farklı renklere boyanmış, desenleri başka başka paskalya yumurtaları gibiyiz…
Peki, neden farklıyız?
Sebep basit, üzerinde uzunca düşünmeye gerek yok aslında. Aynı olsaydık eğer, konuştuğumuz, yarıştığımız, paylaştığımız insanlar olmazdı, etrafımızda. Hepimiz aynı takımı tutsaydık, aynı şarkıyı sevseydik, aynı lezzet karşısında eriseydik… Aynı adama ya da kadına aşık olsaydık… Halimiz duman olurdu. Şimdi fark ettim, gerçi bizler aynı olsaydık bile şekiller ve isimler aynı olmazdı. Basit bir kuralı var dünyanın; değişkenlik ve farklılıklar mutlak. Bilirsiniz, aynılık renk vermez. Sıkıntı ve bıkkınlıktan başka bir duygu katmaz, insan ruhuna. Evet bu gerçeği alenen biliyoruz biz.
Fakat yine de,
Birbirimizi anlamıyoruz artık. Farklılıklarımız bizi yoruyor. Aynı takımı tutmayan, aynı partiyi desteklemeyen, aynı şarkıyı beğenmeyen arkadaşlarımızı kırıyor, kavga ediyoruz. Tercihleri yüzünden saygı duyamıyoruz insanlara, çoğu zaman. Ama hep aynı terane var dilimizde, aynı yalan:
‘’Saygı duymak lazım’’
Dilimiz, Güzel bir maç oldu tebrikler, derken… İçimiz, Siz hakemlere dua edin, yoksa zor alırdınız o maçı, diyor.
Dilimiz, Demokrasi denilen bir şey var arkadaş, tabii ki tercihlerimiz aynı olmadığında birbirimizi anlayacağız, derken...
İçimiz, Gerizekalı mıdır nedir, her şey ortadayken gerçeği nasıl görmez, anlamıyorum diyor.
Ama… Herşeye rağmen saygı duyuyoruz.
* * *
İstasyonda oturmuş, gizlice insanları izlerken düşünüyorum tüm bunları; ifadeleri, mimikleri, ses tonları, bakışları, göz renkleri, giyisileri farklı insanları izlerken… Tüm özellikleriyle birbirinden farklı olan insan manzarası, öylece duruyor karşımda. Eller, kollar, sözler… Bunlar gizliyor, kalplerine ve zihininlerine düşürdüklerini ama, yüzlere özgü bir ifade vardır ya hani, gözlere yapışıp kalan gerçeğin okunurluğu, bir o gizlemiyor insanı, ne var ne yok ele veriyor. Şehrin insanı, diyorum ne garip. Yeryüzünün melek ve şeytanlarıyız, diyorum. Bir istasyonda oturmuş, gizlice, onları izliyorsam eğer, aynı anda; iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini karşımda bulabileceğimi düşünüyorum.
Yine uzadı. Aynı olamayacağımız gerçeğiyle yüz yüzeyken, birbirimizi üzmeyelim diyeceğim ben.
Muhabbetle,
İmza: Sizin Zeynep!











0 yorum: