Ve şimdi mevsimlerden ‘’Aşk’’ zamanı.
Yaz ayları malum; aşkları ve âşıklarıyla meşhur. Güneşi
gören insan ırkı, kendisini; 5-6 ayda
bir tattığı o mucizevî zamanın kollarına bırakırken, yaz enerjisinden
bir güzel nasiplenir. Yazın o kavurucu sıcağı altında kurumuş ağızlardan dışarıya
taşan dillerden ve yine sıcağın altında şakır şakır ter akıtan vücutlardan
yayılan pis kokulardan bahsetmeyeceğim ama J
10 kişiye sordum, yaz deyince ilk aklınıza gelen şey nedir,
diye. Yanıt olarak ‘’aşk’’ dedi hepsi. (Bu soruyu sorduğum 10 kişinin 10’unu
da bekâr sanarak bir yanılgıya düşmeyin sakın) Düşünsenize, içiniz kıpır kıpır halde, sevgilinizi elinden
tutup sokaklara taşıyorsunuz. Çünkü bir yaz gününde; sokakta ki kaldırımdan
tutunda parkta ki çime kadar her yer sizin! Bir sevgiliniz yoksa bile,
içinizdeki o tarifsiz enerji sizi bir aşk serüvenine sürüklemiyor mu?
Şimdi ben, bir yaz ayında âşık olmuş sevgili okuyucularıma kendimce
tavsiyeler de bulunacağım;
*Samimiyet:
İnsanlar arasında sağlam köprüler oluşturan en etkili anahtar. Bu yüzden
hoşlandığınız, sevdiğiniz ya da âşık olduğunuz insana karşı samimi olmalısınız
diye düşünüyorum. Bunu okurken, ‘’Samimi davranayım da hemen şutlanayım’’ diye
düşünen insanlar varsa eğer bu ön yargının sebebi nedir? Diye sormak isterim.
*Doğallık:
Tanıdığım bir hatun ile nişan alış verişine çıkmıştık. Ellerimizde dünya’nın
poşeti, yağmur altında sırılsıklam olan bedenlerimiz ve açlıktan davul-zurna
çalan midelerimize rağmen, sevgilisinin gelip sizi alayım isteğini reddeden bu hatunun
gerekçesi şuydu; ay şimdi yüzümde gram makyaj yok, üstüm başım çok salaş… Şu saçlarımın haline bak. Beni bu halde
görmesini istemiyorum! Sanırım bu hatun, sabahları kocasından önce uyanıp;
süslenip püslendikten sonra tekrar yatağa girecek. Allah kolaylık versin ne diyelim.
Erkekler de doğallık konusu üzerine fazla düşünmeye gerek
görmüyorum ben. Zaten geneli bir takım davranışlarını sergilerken yeterince
doğal olabiliyor J (Geğirmek,
yemek yerken ağız şapırdatmak, istediği herhangi bir şey de ısrarcı olmak v.s
gibi)
*Aidiyet; Size bir şey söyleyeyim mi, kafamızda deli
gibi planlar çizip duruyoruz. O öyle yaparsa ben de şöyle davranırım, gelmezse
umursamam. Aramazsa aramam. Unuturum gider v.s. Sanırsın düşman taarruza
geçecek! Biz de bir kurmak üstüne kurmak havası. Ama çok beklersiniz. Kalbiniz
bir kere çarptıysa raydan çıkmışsınızdır artık. İyi si mi ilişkinizi sahiplenip,
olayların gelişme örgüsünü zamana bırakın derim. (Sevdiği insanı kendisine ait
hisseden biri karşılık göremiyorsa, toplumsal olarak ayıpladığımız kişi,
aidiyet hissinden kaçan nankör sevgilidir)
*Anı kaçırmamak;
Aşkın bir programı olur mu hiç canım? Sen plan program yaparken bir bakmışsın koca
yaz geçivermiş. Aşkı yanında bulunca, duygularının götürdüğü yere gideceksin!
Nokta.
*Eğlenceli olmak;
Öyle her şeye gülmek, hoplayıp zıplamaktan bahsetmiyorum. Mesela bir parkta,
insanları kıskandıran eğlenceli çığlıklar atmayı da bilmelisin, sevgilin
gazetesini okurken, onunla muzipçe uğraşmayı da. Bu işin dozunu ayarlamak sana
kalmış, lakin triballikten kaçınmak her bünyeye iyi gelir.
*Güvenmek: Önce kendinize ve hemen akabinde sevdiğiniz, âşık
olduğunuz insana. Kimse kusura bakmasın ama kendinize güveniniz yoksa eğer kuyruğunuzu
kıstırıp oturun, oturduğunuz yere. Aşkta
ön yargılardan kaçınmak ve sevgilinizi –biraz- tanıyana kadar ona güven duymanız
şart ve şarttır.
Ve en önemli şey, aşkın aranıp da bulunan bir şey olmadığına inanmak. Kısmetten öteye köy mü var! Hayatımda biri olsun; şöyle güzel
zamanlar geçirelim, vay efendim acı çekecek
bile olsam illa ki bir sevgilim olsun şeklindeki fikirlerden kurtulun hemen!
Aşkın büyüklüğünü öldürmemeli insan, önünüze gelenle, dur şuna bir şans vereyim
diye vakit kaybederseniz; yorulan ruhunuza bir rota tutturmak zor olur sonra.
Muhabbetle,
İmza: Sizin Zeynep.










0 yorum: