Çalıkuşu Üzerine!

17:26 Unknown 0 Comments

Selamlar, sevgili kitap-dizi sever okuyucularım!

Her yıl Eylül-Kasım ayları arası, canım adam Reşat Nuri'ciğimin o enfes, o tadından yenmez, o başyapıt ve o benim başucu kitabım Çalıkuşu'nu elime alır okurum muhakkak. Edebi dünyamda, bir Franz'ım bir de Reşat Nuri'm vardır, dostlar bilir ve bilsin. Çocukluk ve gençlik yıllarımın; en çılgın, en haylaz ve hatta en yalnız dönemlerinde; sabahlara dek okuduğum, bir yandan da hikaye bitip tükenecek diye okumaya kıyıp, doyamadığım enfes bir hikayedir; Çalıkuşu.

Biliyorum, bu tür duyguları sevdiğiniz yazarların sevdiğiniz eserlerini okurken sizlerde yaşıyorsunuz. Sevmek, sahiplenmek ve özümsemek eylemlerinin kişiden kişiye değiştiğini de biliyorum. Mesela ben, bir hikaye'yi sevdiysem eğer, bittiğini bir türlü kabul etmez; onu kendimce yaşatmaya çalışırım.  Çalıkuşu, benim nazarımda; bir roman, bir hikaye olmaktan çıkmıştır. Hayatımın içinde binlerce Kamran bulur, ondan nefret ederim! Ya da kendisiyle gurur duyup, aferin be kız! diyerek zevkle alkışladığım binlerce Feride bulur, davranışlarıyla övünürüm. Özümsemek bu ya, kelimeler bir karaktere dönüşür zihnimde, göz ucumda.

Neyse. Çalıkuşu dizisinin ilk tanıtım fragmanı çıktığında zevkten adeta delirmiştim. Sonra ardı ardına yayınlanan fragmanlar beni iyiden iyiye heyecanlandırıyordu. Zaten zamanı da gelmişti; her an, her yerde, yaprakları iyiden iyiye sararmış, oldukça eski basım Çalıkuşu kitabım elimde, bir yerlerde karşılaşabilirdik. 
                 
(Bkz. Soldaki Fotoğraf)

Nihayet dün akşam, kendime yepyeni bir dizi edinmiş oldum :)  Hatta bu sabah dedim ki; Keşke hayat hep Salı akşamlarından ibaret olsa da, Çalıkuşu ile hiç ayrılmasak.

Dönem dizisi çekmek oldukça riskli bir iş olsa da, yönetmen koltuğunda Çağan Irmak varsa ve adam işinde profesyonelse sayesinde bir televizyon dizisini, bir sinema filmi çekim kalitesiyle izleyebiliyoruz :) Kıyafetler, saçlar, aksesuarlar, dekor, hatta ve hatta esmer Kamran bile, bize harikulade görünebiliyor. Müzik seçimleri zaten tartışılmaz oluyor. Ve böylece Çalıkuşu; bir Eylül akşamında hayatımıza giriveriyor.


                                                                                 ***

B'de ipekböceği oluyoruz onunla. Ç' de gülbeşeker ve hatta başka bir vilayette fındıkkurdu. Feride'nin yalnızlığı bizim yalnızlığınız oluyor. Keza mutluluğu da öyle. Bir bakmışız ki haylaz, asi ve kural tanımaz bir kız çocuğuyuz. Bir de bakmışsınız; utangaç, gururlu ve olgun bir kadın. Feride ile birlikte seviyor, ağlıyor ve eğleniyoruz. Hatta ondan daha çok nefret ediyoruz Kamran'dan! Ama asla, kimse bu hikaye'nin ağlatanı olmak istemiyor, Kamran'dan başka. Sonunda, yine birlikte aşkımıza kavuşuyoruz. Bir kız çocuğuyken kaçtığımız o konağa, olgun ve aşık ve artık kaçmaktan yorulmuş bir Çalıkuşu olarak dönüyoruz.


İşte bu yüzden, Çalıkuşu salt bir roman değil, bir çoğumuzun yaşadığı ve iliklerine kadar hissettiği gerçek bir hikaye.
                                                                                  ***

 Mutlu sonları pek bir severim ben. Allah cümlemizi sevdikleriyle yaşatsın. (Amin)

 Not: Özetle Salı akşamlarım parsellidir :) Ve bilin bakalım bu hafta hangi kitabı okuyacağım? :)

 Bence En Önemli Not: Mamafih, Reşat Nuri'ciğimin, Benim canım adamın şahanemi şahane eserleri olmasaydı eğer, benim ahir yıllarım; ne ıssız, ne karanlık ve ne bedbaht olurdu.



Muhabbetle :)

İmza: Sizin Zeynep!






0 yorum:

En İyisi Hiçbir Şey Bilmemek!

16:49 Unknown 0 Comments



Varlığımı, varlığıyla güzelleştiren; canım okur!


Çok şey oldu ben yazmayalı biliyorum. Kim bilir neler geldi başına, ne badireler atlattın ya da ne çok mutluydun görüşmeyeli. Bak mevsim bile kabuk değiştiriyor. Güneş ve ışık bizi terk edip, başka ve uzak ülkelere göç edecek. Yağmurlarda ıslanıp, çamurlara bulanacağız. Kar yağacak ve biz hem donmanın hem büyülenmenin hazzına varacağız yine. (Ki bu her kış yaşadığımız bir duygu yoğunluğu olmasına rağmen, beyaz bizi sanki ilk kez görüyormuşuz gibi heyecanlandıracak)

Lodos, salt evden özenle toplayıp çıktığımız saçlarımızı değil, ruhumuzu da uçuşturacak beraberinde. Arkadaşlar eşliğinde içilen kahveler pek bir efkarlı olacak yakında. Isınmak durumu hayatımıza girecek yeniden. He bir de, ısınmak durumu için kol gibi (amiyane bir tabir kullanıyorum, pardon) faturalar ödeyeceğiz. Gri ve puslu hava kimimizi depresyona sürükleyecek (mesela beni) kimimizi ise sevinçten havalara hoplatacak.

Yeni bir yıl gelecek; belki iyi belki kötü sürprizlerle... Şans, bazılarımızın yanındayken, bazılarımızın çok uzağında olacak. Bir bebek dünyaya gelirken ağlayacak! Başka bir bebek ise, büyüyüp etrafı algılarken, eğlenceli kahkahalar atacak. Diplomasını alan bir genç, iş hayatına atılacak; zorlu-stresli ama gerekli. En çok da mutlu ve heyecanlı. Başka bir genç ise, işten ayrıldığı için üzgün olacak.

Bazılarımız zamanla yaşlanacak, bazılarımız ise zamanla gençleşecek. Ama bir şekilde hayatta kalacağız! Kah tozu dumana katacağız, kah pısıp oturacağız. Ama yaşadığımız duygular, karşılaştığımız durumlar ne olursa olsun iç sesimiz bize şöyle seslenecek; en iyi bildiğin şey, hiçbir şey bilmediğindir. Tabii bunu kaçımız anlayıp, duyacağız orası muamma! Sen iç sesini anlayıp duyanlardan ol, tamam mı?

Muhabbetle, Benim Canım Okur.
İmza: Sizin Zeynep.

0 yorum: