Sen, Sen Ol; Sakın Yanlış Ata Oynama.

15:57 Unknown 0 Comments


İnsan; hayatı akıp geçerken bazen yanlışa düşmüyor değil. Adı üstünde bile olsa, adı ‘’yanlışa düşmek’’ dahi olsa bu durum çok da korkutucu bir şey olmamalı. Karakterinizi yöneten ister kalbiniz olsun, ister mantığınız. Hiç fark etmiyor. Yanlışa düşmekten korunmak için bir karakterinizin olması kâfi J Her şeyin birbirine bağlı olduğu şu evreni şöyle bir düşününce, zaten fark edeceğiz; hata yapmakla mükellefiz vesselam. Netice de beyinlerimiz ve kalplerimiz programlanmış birer makina değil ki.

Bu yüzden hata yapmaktan korkmamamız gerekiyor. Birçok doğruyu hatalarımız sayesinde öğrendiğimiz, büyük bir gerçekken hem de. Fakat mesele şu ki; bir tür insani hatalar zaman zaman yanlış tercihlere dönüşebiliyor. Ve işte bu durumdan korkmamız gerekiyor. Çünkü tam da burada başlıyor, insanı hiçlik mertebesine götüren bazı büyük sıkıntılarla tanışmak zorunda kalışımız. Yine insan, küçücük, gözle görülemeyen o çizgiyi aştığında ise, artık; bu bir hataydı, bunu düzeltebilirim ya da yaptıklarımdan dolayı kendimi affedebilirim diyebilme hakkını kati olarak öldürebiliyor.
Çünkü yapılan ilk yanlışın adı çoğunlukla hata olabiliyorken, aynı şeyin ikinci, üçüncü ve dördüncü kez tekrarlanması, nihayetinde durumu kabullenilmiş bir şeye – bir tercihe- dönüştürüyor. 

Yanlışı tercih etmenin doğru bir yanı olmadığı, muhakkaktır. Bu yüzdendir ki benim canım a dost; yanlış şeyler peşinde koşmayı, yanlış insanlarla ahbaplık yapmayı ya da ne bileyim yanlış işlerle uğraşmayı tercih etmekten seni ve beni katiyen men etmek istiyorum J Yaşamlarımızı minicik hatalarımızla sürdürmek, büyük sıkıntılarla son bulacak tercihlerle süründürmekten çok daha makul, değil mi?

Naçizane olarak diyeceğim şudur ki;
Sen, sen ol; sakın yanlış ata oynama J

Çünkü bir gün gelir ve o bir gün, yolun biriyle kesişir. -Şu yanlış atla yani-
Hikâye bu ya, gel zaman git zaman öylece akıp gider. Ve sonra arkanı dönüp, şöyle bir bakarsın; Onunla, aynı kemik parçasının iki ucundan yakalayıp da ‘’Lades’’ oyununa tutuşmak dahi istemeyecek kıvamdasın J  Durum bundan mütevellittir bazen. İşte bu kadar trajikomiktir.

Muhabbetle kal; ben illa bir yolunu bulup, senin için birkaç satır karalarım yine J

En çok da selam ederim.


0 yorum:

Öyle Ya da Böyle Sevdim Ben Seni.

19:01 Unknown 0 Comments





           Her halükarda sevdim ben seni. Şimdi düşünüyorum da, ilk kez gözümü açtığımda, nelerle karşılaşacağımı bilmezken bile sevmiş olmalıyım. Sesleri ayırt edemediğim, etrafımda olup bitenleri kavrayamadığım zamanlarda bile anlamsızca sevmiş... Bir öngörüm bile yoktu seni severken, düşün halimi. Sanki bir vazife gibiydi sevmek, önceleri. Başka bir ihtimal yoktu, sanki.

Ama zamanla hiçbir şey eksilmedi, sevgimden. Ne sen elini çektin eteğimden ne de ben -her şeye rağmen- seni sevmekten vazgeçmedim. Anladım, sevmek bir vazife değil insanın hamuruna katılmış, bir tutam tatlı bir baharat olmalıydı.

                                                                   ***
              Alıp götürdüklerine rağmen seni seviyordum.


             Çok acı çektiğim, tamam bitti artık dediğim, son dedikleri o noktayı tüm benliğimde hissettiğim zamanlarda dahi...


             Başarılıyken, kaybetmişken, içimde kelebekler uçuşuyorken… Sonra o kelebeklerin kanadını ellerinle kırdığında, ellerimi kanattığında, gözlerim sulanıp ağlayamadığımda dahi sevdim.

             En sevdiklerimi benden alıp, sonsuzluğa götüreceğini bildiğim halde sevdim.

             Uçurtmam havalanırken, bisikletimin zinciri koparken, o en sevdiğim filmin sonunda hüzünlenirken, rüyalarımda yüksek bir yerden aşağıya düşerken ve bir gün boğulmak üzereyken daha da çok sevdim.


             Benim olanı bana vermediğin o günde, en çok seni sevdim. Tam vazgeçecekken, daha yeni başlıyoruz, dur bakalım deyişini sevdim. Bana öğrettiklerini, kafama vura vura zihnime kazıdıklarını... Bilsen ne çok sebebim var, seni sevmek için. Hoş hiçbir sebebim olmasa, yine severim ben seni; benim canım Hayatım! Zamana ve insanlara yenik düşsem, bir yalancının bakışlarına kanıp, sana ağız dolusu küfretsem bile illa sana uzanır, sen neredeysen ben oraya koşarım.

             Ah benim sevgili Hayatım. Ne verdiysen aldım, ne verirsen de kabulüm olacak. Yeter ki hiç küsmeyelim biz. Ben senin en içindeyim çünkü: Nefesim. Sözüm. Olguyum. Düşünceyim. İyilik ve hatta Kötülüğüm. Ben ancak seninle bir olunca anlam yüklüyorum, varlığıma.  


             Ve bugün senden bir konuda özür dileyeceğim; sana olan sevgimi hatırlamak üzere, birinin gelip Yoksa sen hayata küs müsün? Diye sormasını beklememeliydim, üzgünüm!

              Selamlar a dost, muhabbetle kal lütfen!
              İmza: Sizin Zeynep.

0 yorum:

Rağmen Yaşamak.

14:43 Unknown 0 Comments


Başlangıç; 

Bundan yıllar evvel okuduğum bir roman şu satırlarla bitiyordu '' Bu işler böyleydi işte... İnsan bir haziran akşamında bir kaldırımın üstünde yapayalnız kalıveriyordu. ''

                           ***

Pek sıkıntılı bir dönemece girmişti hayatının şu günlerinde. Rağmen yaşamaktı adı. Birisi ölmüş gibiydi hissediyordu.Ve hatta birisi ölmüştü; benliği. Şu meşhur hiçlik makamına bir sıçrayışta ulaşmıştı, gönlü. Kaç geceden, kaç günden... Kaç mevsimden geçmişti yolu kim bilir. Hatta kaç rüyadan, kaç sözden.
Ellerden, dillerden geçmişti belli. Ve nihayet bir günde, kendinden... Hiç olmuştu işte. Hem bu hiçlik; koca bir kara delik gibi büyüyordu ruhunda, günbegün şiddet arttırarak.

Ve nihayetinde kendini sahipsiz bir balon gibi hissediyordu artık: Sahibi olan küçük çocuk, ipini parmaklarının arasından kaçırmıştı bir kere. Ruhu; göğün taaaa yedi kat yukarısında, boşlukta sallanıp duruyordu. Ya da en aşağıdaydı; yerin taaa yedi kat dibinde! Kimsesizlerin uğrağı olan, hiçlikte.    
                            ***

 Hal böyle olunca sordu kendine, içinin tünellerine girme vakti gelmişti çoktan.

-Peki ya şimdi ne olacak?
-İyi olacaksın.
-Ne zaman?
-İlla bir zaman.
-İnanıyor musun?
-İnanmazsan olmaz.
-Yine inanır mısın?
-Gayet tabii. İnsan en çok inanmak ister.
-Başaramadığının farkında mısın?
-Bu salt benimle mi ilgiliydi?
-...
-Peki ya olayları değiştiremediğinin?
-Ben değiştirmek istemiştim. Ama sadece benim istemiş olmam yetmedi.
-Yine soruyorum, peki şimdi ne olacak?
-Keşfetmeye çalışacağım ve en çok da dinleyip, anlamaya. Çünkü evrenin en büyük eksiği bu; kimse  kendini ya da bir başkasını dinleyip, anlamıyor.
-Umut ediyor musun?
-En çok umut ediyorum aslında, umut her zaman var. Bir de dua. Unutma sakın, dualar kalıcı. Umut etmek de inanmaktan gelir öyle değil mi?
-Öyle. Son bir şey daha soracağım sana; gerçekten şimdi ne olacak?
-Bilemem. Bilinmeyeni yalnızca O bilir. Ben dua edeceğim ama; yeni yollara, yeni yıllara ulaşsın diye gönlüm, en çok dua edeceğim.

 Ve son...

Selamlar a dost.
Muhabbetle,
İmza: Sizin Zeynep.



0 yorum: