Yazı Atölyesi Öyküleri: Bayan Hiç Kimse
Katı ve soğuktum. Bir süzgeçtim;
üzerim ıstıraptan delik deşik olmuştu. Benliğimin bir kısmı yaşamak duygusundan
sıyrılmaya çalışırken kabını delmiş, diğer kısmı ise yaşamak duygusuna
sarılarak hiçliğe karşı direniyordu. Öteki,
benim dışımda bir ben gibiydi. Ötekini en iyi bu isimle adlandırabilirdim;
benden bağımsız bir ben, yani bayan hiç
kimse.
Benden kurtulabilmek üzere
gidilebilecek bir yol ararken karar verdim; hiç de kolay olmayacağını bile bile
beni delik deşik eden bayan hiç kimseyi
derin bir kuyuya gömecektim. Bir kuyu, bir ıstırabı gayet iyi yutabilirdi. Tıpkı
Midas’ın eşek kulakları sırrını yuttuğu gibi.
Şimdi bir kuyu kazmalıydım. Sayın
bayan hiç kimseyi ağırlamak öyle birkaç metrelik bir kuyunun harcı değildi ama.
Günlerce kazdım toprağı. Bir sigara
yakıp kazdım. Bir kahve içip kazdım. Birkaç kelime küfür dahi ettim, toprağı
kazarken. Günlerdir kazıyordum; ruhumun ıstırabına bir son vermek üzere, toprağın
altına bırakacaktım onu.
Bayan hiç kimse, yok sayılmaktan
dolayı böyle hiç kimseleşmişti. Dahası bir çift yeşil gözün esiri olduğu o
günden beridir bir kimse olamıyordu. Kimseyle olamıyordu ve hatta. Elinde bir
kazma, toprağı kazıyor; o yeşil gözleri karşısına alıp sohbet haline geçiyordu.
-Var olduğuna inanmam için bir
şeyler yapamaz mıydın?
-Eğer yok olsaydım, bu acıyı
duyumsamazdın.
-Acıyan etim mi sanıyordun?
-Acıyanın ruhun olduğunu biliyordum.
-Doğru, acıyan ruhum olmasaydı
eğer dar gecelerime sığabilirdim.
-İnsan ruhen kazınmıyordur evrenden
ama değil mi?
- Haklısınız, bayım. İnsan ruhen
kazınmıyordur evrenden bu doğru. Fakat mühim bir ayrıntı daha var: ruhen bir
başkalaşıyordur insan. Mesela; ruhun ruha teslimiyeti diye bir şey var. Bir gün
oldu ve ben sana karıştım. Ben, sen oldum sana karışınca. Ben, artık bir hiç
kimse oldum.
-İnsan ne yaparsa kendine yapar;
iyi ya da kötü. Kendine bunu yapma!
-Bunu bana yapan, ben miyim
sahiden? Rağmen yaşamayı, bana öğreten ben miyim?
Benliğimi benden alan sendin. Gönlüm şu
meşhur hiçlik makamına bir sıçrayışta ulaştı, sen beni alınca. Kaç geceden, kaç günden...
Kaç mevsimden eksildim kim bilir. Kaç
rüyadan, kaç sözden eksildim.
Ellerden, dillerden
geçirdin sen, beni.
Ve nihayet bir
günde, kendimden...
***
Kuyu yeterince derinleşmişti
artık. Bir çöküşü, bir ıstırabı usulünce ağırlayacak kadar genişletmiştim onu.
Katı ve soğuktum hala. Bir süzgeçtim; üzerim ıstıraptan delik deşik olmuş,
ruhen başkalaşmıştım. Hiç kimseydim işte. Yok, sayılıp ötelenmenin verdiği
ıstıraptır; hiç kimse olmama sebep olan. Rüzgâr sertçe eserken; beyaz elbisemin
etekleri havalanıyor. Sonra da saçlarım. Bir sigara yakıyorum. Bedenim kuyunun
ucunda, öne doğru sallanıyorum. Kuyuya
bir av gerek; onca heveslendi çünkü ben bir garibi yutmaya.
Dar gecemde ne yazık
rüzgâr yapraklarla buluşuyor
dar gecemde
çöküşün ıstırabı yaşanıyor
dinle!
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Ben bu mutluluğa yabancıyım
ben umutsuzluğuma tutkunum
dinle!
rüzgâr yapraklarla buluşuyor
dar gecemde
çöküşün ıstırabı yaşanıyor
dinle!
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Ben bu mutluluğa yabancıyım
ben umutsuzluğuma tutkunum
dinle!
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Gecede bir şeyler geçiyor
ay, kıpkırmızı perişan
yas tutmuş bulutlar
çökmekte olan bu damın üzerinde
sanki yağmur anını bekliyorlar
sadece bir an
ve sonra, hiç
şu pencerenin arkasında gece titriyor
ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor
şu pencerenin arkasında
bilinmeyen bir şey
bizi merak ediyor, beni ve seni
ey yeşil
baştan aşağı yeşil!
Âşık ellerime bırak ellerini
yakıcı anılar gibi
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusu gibi
âşık dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi alıp götürecek
rüzgâr bizi alıp götürecek"
Gecede bir şeyler geçiyor
ay, kıpkırmızı perişan
yas tutmuş bulutlar
çökmekte olan bu damın üzerinde
sanki yağmur anını bekliyorlar
sadece bir an
ve sonra, hiç
şu pencerenin arkasında gece titriyor
ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor
şu pencerenin arkasında
bilinmeyen bir şey
bizi merak ediyor, beni ve seni
ey yeşil
baştan aşağı yeşil!
Âşık ellerime bırak ellerini
yakıcı anılar gibi
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusu gibi
âşık dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi alıp götürecek
rüzgâr bizi alıp götürecek"
***
Rüzgâr essin Füruğ, boş ver sen onu.
Biz artık işimize bakalım.
26.03.2016
Muhabbetle,
Sizin Zeynep!
Sen, Sen Ol; Sakın Yanlış Ata Oynama.
İnsan;
hayatı akıp geçerken bazen yanlışa düşmüyor değil. Adı üstünde bile olsa, adı
‘’yanlışa düşmek’’ dahi olsa bu durum çok da korkutucu bir şey olmamalı.
Karakterinizi yöneten ister kalbiniz olsun, ister mantığınız. Hiç fark etmiyor.
Yanlışa düşmekten korunmak için bir karakterinizin olması kâfi J Her şeyin birbirine
bağlı olduğu şu evreni şöyle bir düşününce, zaten fark edeceğiz; hata yapmakla
mükellefiz vesselam. Netice de beyinlerimiz ve kalplerimiz programlanmış birer
makina değil ki.
Bu yüzden hata yapmaktan korkmamamız gerekiyor. Birçok
doğruyu hatalarımız sayesinde öğrendiğimiz, büyük bir gerçekken hem de. Fakat
mesele şu ki; bir tür insani hatalar zaman zaman yanlış tercihlere
dönüşebiliyor. Ve işte bu durumdan korkmamız gerekiyor. Çünkü tam da burada başlıyor,
insanı hiçlik mertebesine götüren bazı büyük sıkıntılarla tanışmak
zorunda kalışımız. Yine insan, küçücük, gözle görülemeyen o çizgiyi aştığında
ise, artık; bu bir hataydı, bunu düzeltebilirim ya da yaptıklarımdan dolayı
kendimi affedebilirim diyebilme hakkını kati olarak öldürebiliyor.
Çünkü yapılan ilk yanlışın adı çoğunlukla hata
olabiliyorken, aynı şeyin ikinci, üçüncü ve dördüncü kez tekrarlanması,
nihayetinde durumu kabullenilmiş bir şeye – bir tercihe- dönüştürüyor.
Yanlışı
tercih etmenin doğru bir yanı olmadığı, muhakkaktır. Bu yüzdendir ki benim
canım a dost; yanlış şeyler peşinde koşmayı, yanlış insanlarla ahbaplık yapmayı
ya da ne bileyim yanlış işlerle uğraşmayı tercih etmekten seni ve beni katiyen
men etmek istiyorum J
Yaşamlarımızı minicik hatalarımızla sürdürmek, büyük sıkıntılarla son bulacak
tercihlerle süründürmekten çok daha makul, değil mi?
Naçizane olarak diyeceğim şudur ki;
Sen, sen ol; sakın yanlış ata oynama J
Çünkü bir gün gelir ve o bir gün, yolun biriyle kesişir. -Şu
yanlış atla yani-
Hikâye bu ya, gel zaman git zaman öylece akıp gider. Ve
sonra arkanı dönüp, şöyle bir bakarsın; Onunla, aynı kemik parçasının iki
ucundan yakalayıp da ‘’Lades’’ oyununa tutuşmak dahi istemeyecek kıvamdasın J Durum bundan mütevellittir bazen. İşte bu
kadar trajikomiktir.
Muhabbetle kal; ben illa bir yolunu bulup, senin için birkaç
satır karalarım yine J
En çok da selam ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









