Otobüs Maceraları Vol.1: Zeynep, Çanta Afacanına Karşı!

15:10 Unknown 0 Comments


Ben öyle süslü püslü; vıcık vıcık, canımlı cicimli, börtü böceğimli giriş cümlelerini pek haz etmem ve hatta hiç samimi bulmam. Lakin arada bir, keyfim yerinde, işler tıkırında ve kalp atışlarım düm tek tek kıvamında olur. İşte öyle zamanlarda çizgilerin dışına çıkmak hiç de fena olmaz değil mi, benim sayısı on parmağı geçmeyen(!) pek düzenli okuyucu arkadaşım ve yine sayılı eşim dostum;

Selamların en güzeli sizlere gelsin J

Yaşadığım en tipi tip anılarım otobüslerden çıkıyor. Otobüs ahalisi, çeşitli insanın bir araya gelerek oluşturduğu bir grup olduğu içindir herhalde, bilemiyorum J
Bu sabah işe gelirken, tıngır mıngır giden otobüste derin bir uykuya dalmışım. Mayışıp uyuduğum ender anlardan birindeyim; içim tatlı tatlı geçmiş, hatta rüya falan görüyorum. Neyse, kolumu sıkan bir el hissedip uykudan ayıldığımda bir bakıyorum ki anasının kucağında oturan afacan bir velet koluma yapışmış, masumca gözlerimin ta içine bakıyor. Çocukları pek severim diye miniğe bir göz kırpıyorum. O da bana bakıp gülüyor, derken tam o esnada çantamın yavaş yavaş kucağımdan kaydığını hissediyorum. Aha, bu da ne! Velet çantamın kenarında sallanan minik saatli uğur böceğimi tutmuş, kendine doğru çekiyor da çekiyor. Dur bakalım deyip, çantamın bir kolundan da ben asılıyorum. O da gecikmeyip karşı hamleyi yapıyor tekrar. Sinirleniyorum bu kez, çocukları pek bir severim hissi, uslu duran çocukları pek bir severim olarak kafamda yeniden şekilleniyor J 
Afacan başlıyor feryat figan ağlamaya. Haydaaaa! Oldu mu şimdi. Salya sümük ağlamak hiç yakışıyor mu sana, delikanlı. Neymiş uğur böceğini istiyormuş. Seni utanmaz seni, ha haaaaayyyy çok beklersin. Bir kere o uğur böceği saati bana sevgili nişanlım aldı, hiç sana yar eder miyim ben onu? Ben veledi görmezden gele durayım, otobüsün o çokbilmiş ahalisi ‘’Versen n’olcak ki’’ bakışlarıyla beni taciz ediyor. Uyku falan kalmıyor tabii bende. Velet hala ağlamayı sürdürürken, kendimi çocukların kaka sınıfına soktuğu Gargamel tipli insanlardan hissediyorum. Ama  avcunu yalasın o. Dört durak önce de olsa, otobüsten inip yola yaya devam ediyorum J Böylece afacan velet gerçekten avcunu yalıyor; yayaya şaşaşa olaaaaa!!!! Zafer benim ve tabii minik uğur böceği saat de J
    * * *
Yakında tekrar görüşeceğiz. İş, ders, sınav stresi ya da ne bileyim sebepsiz can sıkıntılarınızdan arındırıp, sizi biraz dahi güldürebildiysem ne mutlu bana J
Muhabbetle diyelim o vakit,
İmza: Sizin Zeynep.  

Not: Misafirliğe gittiğinde yaramazlık yapıp ev sahibesini yerinden hop oturtup hop kaldıran, otobüste, yolda, sokakta ve bilumum topluma açık yerlerde çocuğunu serbest bırakıp iki çemkiremeyen, çocuğunun kolunu mini minnacık cimciremeyen, şımartıp yüz veren Anneler, size diyeceğim şey şu ki; klasik bir anne tribine girip azcık çocuğunuza bağırmaktan korkmayın canımJ

0 yorum:

Haydin yolla'nın şimdi :)

11:42 Unknown 1 Comments



Uzun yolculukları sevmiyorum hiç. Lakin ara sıra da olsa, mecburi-ihtiyari gidişlerim olmuyor değil. Eğer yolculuğu tek başıma yapıyorsam hapı yuttuğumu bilirim; muhabbeti severim çünkü. Hele yanımda kafa dengi bir arkadaşım varsa değmeyin keyfime.

Gerçi, şimdi ki otobüsler de yolculuklar pek keyifli geçiyor. (Genelde otobüs yolculuğu yaptığım için böyle örnekliyorum) Hemen hemen çoğu otobüs firmasında koltuk önü  mini  tv’ler var. Teknoloji işte azizim; 2-3 film izliyorsun yol bitiyor zaten. Yalnız, klima meselesi beni hep mağdur eder. Kafamdan aşağıya üfleyen havalandırmayı kapatmama rağmen omuzlarım tutulur.

Film izlemek istemiyorsam yanımda bir iki kitabım olur illa, hatta ben direkt can yoldaşlarım kitaplarımla yola çıkarım. Gerçi yazmayı da pek severim, hele hele şöyle bir sonbahar yolculuğunda yolum sarp arazilerden, sarı bozkırlardan geçiyorsa; değme şairlere, filozoflara taş çıkartabilirim J
Of bir de yaz yolculuğundaysam, ay çiçek/ pamuk tarlaları gördüm mü çocuklar gibi sevinirim. Heh bir de o romantik üzüm bağları yok mu, Alllaaahhhhhhhh derim be J
Güzel şeyler bunlar, insanın ruhunu okşuyor sanki. Tabii o insan, doğayı görmek isterse! Geçenlerde İstanbul’a gittik, denizin üzerine vuran güneş beni benden aldı. Sanırsın biri, avuç avuç pırlanta serpmiş o koca denizin üstüne; bir ihtişam bir ihtişam!
                                                                      ***
Benim yolculuklarımda enteresan şeyler de olabiliyor. İsmi lazım değil, bir otobüs firmasıyla Eskişehir’e gidiyordum, Host’un üzerime döktüğü bir bardak kahveyle cayır cayır yanarken;  hemen solumdaki teyzenin çantasından çıkartıp ‘’Al şunu, tut koluna’’ diye uzattığı bir poşet dondurulmuş patlıcan imdadıma yetişmişti. Ben şaşkın şaşkın kadının suratına bakarken ‘’Kızım öğrenci, buzluğa atsınlar da çıkarıp çıkarıp yesinler diye kızartıp dondurdum’’ diye durumu açıklıyordu.
Amma dua etmiştim kadına. O günden beri yolda sıcak bir şeyler içmekten korkarım.
2006 yılından bu yana araba kullanamıyorum, uzun yola arabayla gitmeyi sevmiyorum! Kötü anılarım var, kafa şişirmeyeyim şimdi.
Neyse, uzatılacak bir konu değil.  Gittiğiniz yerde hasretle bekleniyorsanız o yol bitmez. Keyifli bir şeyler yapıp, süreyi kısaltmak gerektiğini siz de biliyorsunuz J
Muhabbetle,
İmza: Sizin Zeynep

1 yorum: