12:11 Unknown 0 Comments

Hem kaçarım, hem ararım seni: Geçmiş.
Zamanın birinde, yaşlı bir adam yaşarmış. Bu adam kendi halinde tuhaf biriymiş. Kimseyle konuşmadan, bütün günü evinde geçiren adam, yalnız geceleri sokaklara çıkar, sabah olup hava aydınlanana dek o sokak senin bu sokak benim koşar dururmuş. Mahalleli merak içinde yanıp tutuşa dursun, çekindiklerinden; kimse soramazmış bu adama, sen niçin geceleri böyle dışarılara taşarsın diye.


Yine böyle bir gecede, meraklı bir genç evinden dışarı fırlayarak adamın peşi sıra koşmaya başlamış. Bu sırada yaşlı adam koşarken, her gece yaptığı gibi kendi kendine bağırıyormuş ‘’ Senden kurtulacağım kara gölge. Seni bulacağım’’. Genç, duyduklarından sonra daha da meraklanmış fakat korkusuna yenik düşerek evine geri dönmüş. Sonra birkaç gece daha sürüp gitmiş bu gizli kovalamaca, her gece aynı şeyi tekrarlıyormuş adam ‘’Senden kurtulacağım kara gölge. Seni bulacağım’’. Bir müddet bu adamın gerçekten deli olduğunu düşünmüş, insan hem bir şeyden kaçıp, hem de onu arar mı? Fakat bir türlü cevap bulamıyormuş, bu soruya. Merak duygusuna daha fazla dayanamayan genç, soluğu adamın kapısında almış. Adam kapıyı aralamış ve karşısında bulduğu gence ondan ne istediğini sormuş.


‘’ Kara gölgenin kim olduğunu söyle bana. Hem kaçıp hem de aradığın şeyin ne olduğunu söyle’’ diye yalvarmış. Bu soru üzerine, yaşlı adamın yüzü değişmiş hemen, genç çocuk o an;  o kara gölgeyi sanki adamın göz bebeklerinde görür gibi uyuşmuş. ‘’ Kara gölge benim geçmişim’’ demiş adam. ‘’Hem ondan kaçıyorum, hem de onu arayıp duruyorum’’ demiş.


Geçmiş, ne tuhaf bir kavram değil mi? Kimi insan, ondan utanç duyar ve gün olup geçmişiyle yüzleşmemek için çırpınır durur. Kimi insansa, onunla bilakis yüzleşmek ister çünkü geride kalan yaşanmışlıkların, kendisine yeni tecrübeler katacağına inanmaktadır. Evet, geçmiş denilen şey; sürekli peşimizden gelerek ayaklarımıza dolanan kara bir gölgedir. Fakat bizler bu gölgenin peşimize düştüğünü unutmazsak eğer geleceğimizi şekillendirirken, kendimiz ve etrafımızdaki insanların huzuru için iyi şeyler planlayabiliriz. Yani ondan kurtulamıyorsak, ona katlanmayı – ya da yararlanmayı- öğrenmemiz gerekmekte, dostlar. Geçmişi aklına düşünce, kahrolup acı çeken bir insan azap’da demektir. Yine bir insan geçmişi aklına düştüğünde tatlıca gülümseyip, derin bir iç çekiyorsa onu özlüyor demektir. Geçmişi değiştirmek mümkün değildir ama güzel bir geleceğiniz olsun istiyorsanız, ondan yararlanmayı öğrenmeniz gerekiyor. Geçmiş kara bir gölge olup peşinize düşebilir, korkmayın. Aksine onu sahiplenin ki güzel günler sizi bekliyor olsun. Siz onu hatırlayınca illa bir şeyler hissedersiniz. Ama o sizi unutursa eğer, hafıza kaybı yaşar, kim olduğunuzu arar durursunuz. Lütfen, benliğinizi bu güçlü kargaşaya teslim etmeden önce bir düşünün; kim olduğunuzu bilmek mi daha kötü yoksa kim olduğunuzu bile bilmemek mi?

Haftasonu vazgeçilmezi, sinema.


Bir süredir beklediğim ‘’ Aşk tesadüfleri sever’’ adlı film nihayet bugün, vizyona giriyor. Soğuk kış aylarında, haftasonlarını sinemada geçirmek, meraklısı için vazgeçilmezdir. Aramızda, haftasonu sinemaya gitmeyi düşünenler varsa eğer bu filmi izleyebilirler diye düşünüyorum. Hem belli mi olur, tesadüf bu ya evden çıktığınızda ya da sinema salonuna girdiğinizde en kötü tekrar eve döndüğünüzde niçin güzel bir tesadüf yaşamayasınız. Bakın başrol oyuncularının başına ne tesadüfler gelmiş: Çekimler için Ankara’da tutulan eski ev, Belçim Bilgin’in doğup büyüdüğü ev, filmin senaryo yazarı ise Mehmet Günsur’un uzaktan akrabası çıkmış meğer… Yok artık dediğinizi duyabiliyorum, tesadüflerle dolu bu film, bakalım izleyecisine ne gibi hisler yaşatacak.


Bir Tutam Baharat
Geleceğin en iyi peygamberi geçmiştir. John Sherman

0 yorum: