Kokuların hatırlattıkları.

12:26 Unknown 0 Comments

Toprak Kokusu
Hemen herkesin en sevdiği, ortak bir koku; yağmurla ıslanmış, mis kokan toprak. Sağanak yağışlı bir akşamda, etraf tozla toprağın birbirine karışan bu büyülü kokusu ile çevriliyse eğer ve siz bu kokunun burun deliklerinizi geçip, içinize işlemesine izin veriyorsanız, kendinizi; çekimine kapıldığınız o tuhaf duygunun kollarına bırakmaz mısınız? Evren üzerinde ki varlığınızı hatırlarken. Mesela, bu tanıdık koku sizi alıp ta çocukluk yıllarınıza götürmez mi? Hani şu sabahtan akşama kadar, dünya yansa umurum değil havalarına bürünüp, o sokak senin bu sokak benim koşturduğunuz ve sonra oyununuzun en heyecanlı yerinde, nisan yağmurunun tatlı sıcağıyla ıslanmaya hazırlandığınız bir anda, sokağın tozu ile birleşen damlacıkların altına koşarken, annenizin pencereye koşup ‘’Yağmur başladı, çabuk eve gel’’ diye bağırarak sizi bu mucizeden ayırdığı, o yaşanmışlığı anımsadığınız olmuyor mu? Bu kokuyu hala içinize çektikçe…

Kahve Kokusu
Kahve denilince bende, akan sular duruluyor. Hani buradan gel kahve içelim diye yemene çağırsalar, bir fırsatını bulup illa gitmek isterim. Kahve kokusu bana asla vazgeçemeyeceğim şu iki şeyi daha hatırlatır: En başta küçüklerin sevgilisi olan çikolata ve büyüklerin bir kısmı için el oyuncağı bir kısmı içinse, neredeyse yaşama sebebi sayılabilecek; kitaplar. Bir de kahve bahane, sohbet şahane mantığı ile gerçekleştirilen arkadaş buluşmaları var, tabii. Kahve kokusu sizi çağırınca davete icabet etmemek olmuyor. Aslında, kahve kokusunun da ta çocukluk yıllarımıza uzanabilmesi şaşırtıcı değil: Annelerimiz, babalarımız hatta teyzelerimiz yanımızda kahve içerlerken canımız çekip, mızmızlandığımız olmadı mı hiç? Bu durum bana ebeveynlerimizin şu sözünü ‘’çocuklar kahve içmez yoksa kararırlar’’ hatırlatarak gülümsememe sebep oluyor. 

Bebek Kokusu
Anne sütü ve bebek teni kokusunun, birbirine karışmasıyla oluşan bu şey, tam anlamıyla eşsiz. Sanırım bu kokuyu tanımlayacak herhangi bir kelime bilmiyorum. Ama emin olduğum tek bir şey var; bu koku, ona sahip olana dek içinize işleyen her bir kokudan çok daha etkileyici… Onu tanımadan önce bildiğiniz ne varsa unutturuyor ve sonra bambaşka oluyorsunuz; duru, dikkatli, sevecen, duygusal, merhamet ve şefkat dolu… Dünyanın en masum varlığı olan bir bebeğin kokusu; insanı yeniden diriltmek konusunda oldukça etkili bir silah diye düşünüyorum. Hangi insan bu kokuya yeniden sahip olmak istemez?

Bahar Kokusu
İnsanı kıskıvrak yakalayarak neye uğradığını şaşırtan,  pencerelerimizi her açışımızda davetsizce içeriye süzülen; nemli toprak ve zambak kokusu ile harmanlı, gelişini serçelerin ötüşüyle müjdeleyerek, eski geleneklerle süsleyen, kış boyunca üzerlerimize yapışan is kokusundan sonra kurtarıcımız olacak bu kokunun geleceği günü beklemeyen yoktur, sanırım.

Sahi…
Kış boyunca üzerimize sinen is kokusu demişken, aklıma geldi; mevsimler, yıllar, yollar geçerken, insan da, gönülden gönüle uçuyor… Yaşadığımız olayların ardından üzerimize sinen ya da başkalarının üzerine sindirdiğimiz kokuların tümü, maalesef ki kalıcı ve insanlar yalnızca güzel kokulara sahip değil; yalanın, riyanın, kıskançlığında bir kokusu var. Bunlar; temizlenmek istediğimiz, biz istemesekte bir fırsatını bulup üzerimize sinmeye çalışan ve bunu başardığında bizleri kirleten türden. Bu yüzden, seçtiği kokulara dikkat etmeli insan, çünkü koku bir kez üzerinize sinerse, etrafa yayılacaktır.

Bir Tutam Baharat
Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır. Rumi.


0 yorum: