Olmak zamanı ve kaybolmak zamanı.

17:16 Unknown 5 Comments


Zaman; yetersiz ya da geçmek bilmez olması sebebiyle biz insanlar için büyük bir sorun. Bir kısmımız; işlerimizi yetiştirememek, güne-geceye doyamamak, kendimize ve çevremize vakit ayıramamaktan şikâyetçiysek, diğer bir kısmımız da; günlerin-gecelerin geçmemesinden ya da çok fazla (boş) vakte sahip olduğumuzdan ve bu fazlalığın bize iyi gelmediğinden yakınıyoruz. Lakin Nietzsche’nin söylediği şu söz epey kıymetli.

 ‘’… Öyle çok değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan, anladım’’   

Bilirsiniz, insanların arsızlıkları, mevsimlerin ruh hali üzerinde ki yansımaları, şehrin zihninizi kör eden gürültüsü, cevapsız sandığınız sorular, üst üste karşınıza çıkan sorunlar, ışığın üzerinizde yarattığı enerji etkisi, keza ışıksızlığın yarattığı boşluk duygusu, kışın grisi ve kasveti, aşkın büyüsüne kapılıp kendinizi kaybetmeniz, her taşın altında sevgiyi ararken ya da kuvvetli bir fırtınanın gelip sizi yakaladığı o anda sevgiden sıyrılmayı arzularken… Tüm bunlar biz insanlara; yok olmak zamanının (burada veya orada hatta hiçbir yerde olmama isteği) geldiğini işaret etmez mi?

İşaretlere inanırım ben. Eğer onlar olmasaydı hislerimiz, bizi doğru ya da yanlışa ulaştıramazdı. Ve yine onlar etrafımızda olmasaydı bizi, en azından orta yere götürecek, soyut ya da somut şeyler aramamıza gerek kalmazdı değil mi? Bu durumda ne olmak zamanını bilirdi insan, ne de kaybolmak.

Çocukluğumdan beri en iyi yaptığım şeylerden biri de; olmam veya yok olmam gereken anları sezinlediğim zaman, ya ortada olmak ya da ortadan yok olmak, eylemini gerçekleştirmek. Hemen herkesin başına gelebilecek bu keşmekeş olma hali, içimde; sığınabileceğim, kendim olmayı sürdürebileceğim, seslerden uzak ya da ruh dinginliğimi sürdürmeme yardımcı, mekanlar bulma dürtüsünü uyandırıyor. Zihnimin derinliklerinden gelen bir ses, kaçma vaktinin geldiğini söylediğinde insanlara değil, sessizliğe ve doğanın kollarına sığınırım.

***

O sesi ilk kez duyduğumda küçük bir çocuktum. Pardon yaramaz bir çocuk, demeliyim. Bir akşamüzeri ev de yalnızdım ve birkaç dakika içerisinde ortalığı ayağa kaldırıyordum: Bir parça pamuğu yakıp kendimce bir oyun icat ettiğim sırada zil çalmış ve o panikle yanan pamuğu portmanto’nun bölmesine atarak kapıya koşmuştum. O sırada alev alan şemsiye, etrafı saran dumanlar ve yangını fark eden ebeveynlerimin öfke dolu çığlıkları kulağımda yankılanırken ses bana ‘’hemen ortadan kaybol’’ diyordu. Neredeyse büyük bir felakete yol açacağım o akşamüzeri sığınağım güvercinlik (Amcamın, Güvercilerini büyüttüğü küçük bir oda) adını verdiğim yerdi. Doğrusu bu yer beni; kuytu köşelerinde yıllarca ağırlayacaktı.

Biraz daha büyüdüğümde mekân değiştiriyordum. Bu kez adresim, yayvan dallara sahip olan bir kiraz ağacıydı. Kafamı dinlemek, zihinsel yorgunluğumu atmak, insanlardan kaçmak ve hatta soluklanmak istediğim o an geldiğinde ses tekrar çağırıyor ve o kiraz ağacının en yüksek dalına yerleşip doğayı izlerken, düşünüyordum. ( Onca düşünmekten sonra bir filozof olamayışım, kaderin cilvesi olmalı.)

Son olarak üniversite yıllarımda sıkça ziyaret ettiğim manzara duvarından da bahsetmek isterim. Manzara dediysem, öyle harika bir görüntüye sahip olduğunu falan sanmayın. O yıkık duvarın bir köşesine oturup, bahar da çiçek açan meyve ağaçlarını izlerken her şeyi unuttuğum, kendimi zaman ve evrenden soyutladığım o dakikalardan aldığım lezzeti arar dururum hala…

Sanırım işaretleri izleme yetimi kaybediyorum artık. Yoksa olmak zamanı ve kaybolmak zamanı geldiğinde, aslında kalbimden gelen o sesi yeniden duyar, içimde gizlediğim tuhaf âlemi defalarca keşfe çıkardım.

Bir Tutam Baharat:

Yalnızlık hissi, bir adımda kaldırıma çıkmaya çalışan her insanın ayağını kaydırabilir.


Muhabbetle,
İmza: Sizin Zeynep. 

5 yorum:

  1. Büyüdükçe bu yeti kayboluyor bence ya da o kadar çok hayat gaileleriyle meşgulüz ki bunların arasında kendimizi bulmak imkansız..

    YanıtlaSil
  2. Haklısın, ama en çokta bu yüzden sese kulak vermeliyiz. Hayat, o olağanlığın dışında bir yerlerde de yaşanmalı tatlım.

    YanıtlaSil
  3. Şimdi Kafa'da ve Ters Düz'de ikişer yazı yayımlıyorum tam 00'da, bekliyorum. Ters Düz 6. bölüm. Ece, Nilgün ve Mehmet başrolde :)

    YanıtlaSil
  4. BİR TUTAM SEVGİ BIRAKTIM, HANİ DERLER YA ''ÇOK VEREN MAL'DAN, AZ VEREN CAN'DAN'' DİYE İŞTE ÖYLE BİR ŞEY...

    YanıtlaSil