Giden Birinin Ardından…

19:09 Unknown 0 Comments

‘’Nereye gideceğini bilmeyen insan, her yere gider…’’ Dün akşam ilk kez duydum, bu sözü. Son zamanlarda edindiğim dizi izleme alışkanlığı üzerine, ekran karşısına geçmiş ‘’Öyle bir geçer zaman ki’’ adlı televizyon dizisini seyrediyordum. Bazı sözler vardır; duyduğumda ya da okuduğumda· hemen kanım kaynar, yazarını kıskanarak ‘’Bunu ben yazmalıydım’’dediğim olur. İşte bu da onlardan biriydi, hele ki sözün özü bana geçmişime ait bir yaşanmışlığı hatırlatıyorsa…··

Madem ki bizler, ölünce; yanımızda hiçbir şey götüremiyoruz… O halde dünya’dan giderken; ardımızda iyi şeyler bırakalım. Mesela: Erdem.

Ölüm; yaşayan· her insanın zamanı gelince yüz yüze kalacağı bir gerçek. Ve tabii insan; kendisi göçüp gidene kadar kah· ölen bir yakını'nın ardından üzüntü duyacaktır, kah darmadağın olacaktır, yokluk sancısı ile… Lise yıllarımda Edebiyat öğretmenim daima şunu söylerdi; sanır mısınız ki ölen birinin peşi sıra ağlayan kimse, gidenin nelerle karşılaşacağını düşünsün…? Haklıydı, düşününce şunu fark ediyordum; biz insanlar ölen kimsenin ardından ağlarken‘’Ben şimdi ne yapacağım, kiminle konuşacağım, kime gideceğim… v.s?’’ gibi hesaplar yaparak kendimizi değil de kimi düşünürüz?

İki hafta önce kaybettiğim Kenan Dedem’in ardından bu duruma düşmemeyi denedim, başarılı olup olamayacağımı hiç düşünmedim hem de… Tesadüflere hiç inanmam, bana göre, hayatımız boyunca karşılaşacağımız her bir olayın bir sebebi ve bu sebebi sonlandıracak bir sonucu vardır. Üniversite yıllarında çıktığım bir yolculuk da bir sebebe bağlıydı muhakkak ve sonuç olarak da Dede hitabına layık bulduğum Kenan EYÜBOĞLU’ile tanışacaktım.

Gece 3:00 de Bursa Otogar’dan bindiğimiz İstanbul otobüsü saat 6:30’da Esenler Otogarındaydı. Yolculuk amacımız ise; geçirdiği menisküs ameliyatından dolayı okul arkadaşımızı ziyaret etmekti. Bir de sürpriz kısmı vardı olayın, ne kendisi ne de ailesi ziyaretimizden haberdar değildi. Tabi biz de gideceğimiz yerin adresinden başka hiçbir şeye sahip değildik… Ağzına kadar dolu iki koca valiz dışında. Aradığımız adres Bakırköy/İncirli Caddesi/Ömür Sokaktı. Şubat ayı’nın insanı buz kestiren soğuğunda iki kız aynen bu adresi arıyorduk, Bakırköy dolaylarında. Ziyaretimiz sürpriz olduğundan arkadaşımızı arayıp bizi şuradan al da diyemiyorduk. Bu sebeple Bakırköy kazan biz kepçe bir zaman dolaşıp durduk. Nihayet sıkılıp kendimizi bir apartmanın önünde dinlenmeye bıraktığımızda aralanan kapının ardından bize seslenen Kenan Dede ile karşılaşıyorduk.

‘’Kızım sabah sabah, onları satamazsınız’’. Soğuk, yorgunluk ve üstüne bir de belirsizlik hali eklenince deliye dönen ben ‘’Neyi satamazmışız amca? Adres arıyoruz biz’’ diye çıkışıveriyordum. Sonrasında ahbaplığımız başlıyor, Kenan Dede bizi oracıkta çaresizlikle bir başımıza koymayarak yanına katıyor ve arkadaşımızın evini bulup, kapısına kadar teslim ediyor. Tabi yaptığı diğer iyilikleri anlatmaya sayfalar yetmez ya, uzatmıyorum bu sebeple… Bir hafta kaldığımız İstanbul 'da ailemiz, yaşıtımız ve hatta bizi koruyup kollayan Dede’miz olma görevini layıkıyla yerine getiren bu yaşlı adama ;seni sürekli arayacağız, ölmeden önce dünya gözüyle bir kez daha geleceğiz diye söz veriyoruz, Esenler Otogarın’dan Bursa otobüsüne binerken. Fakat şahsi olarak, yıllarca aramak dışında söz verdiğim üzere bir kez olsun gidemiyorum ziyaretine. Sonra bir gece yarısı ölüm haberini alıyorum. Ve o an ailesini arayıp, bir ‘’Başınız sağ olsun’’ bile diyemiyorum. Üstelik ‘’sızlayan vicdanım’’ bana bıraktığı şeylerden biri oluyor, erdem’in yanında…


Son olarak ölümden bu kadar bahsetmişken, aklıma kıskandığım sözlerden biri daha geliyor; ‘’Ölüm; orada doğan hiçbir yolcunun geri dönmediği, keşfedilmemiş bir ülkedir.’’ W.Shakspeare.

0 yorum: