Kim olduğunu bir de kalbine sor, insan!

19:15 Unknown 0 Comments

Gün gelir; kendisini içinde hapseden, durgun bir denizin ortasına düştüğünü sanır insan. Hiçbir kıpırtı olmaksızın, orada öylece kalır.  Gözünün gördüğü, kulağının işittiği ve hatta bir nefes gibi içine çektiği her şeyin, yerle yeksan olduğunu sanır. Çaresizlik içinde çırpınıp duran ruh; çekimine kapıldığı,  kuvvetli bir mıknatısın ucuna yapışmıştır, nihayetinde: Boşluk. İşte o zaman bu duygu içten içe dürterken zihnini: Kimsin sen? Diye sorar, kendine. Zihin, varlığına birçok kılıf ararken, niteliklerimizden bazıları karşımıza geçip bizi çemkirmeye başlar:
Bağımlısın: ‘’Karar alıp verirken, daima başkalarını dinleyeceğim, ömrümün sonuna dek, bir kukla gibi yaşamak istiyorum diyorsan eğer şimdi söyleyeceklerime hiç kulak asma. Ama yine de, bir köşe de kalsın sana diyeceklerim. Unutma, ne zaman yüreğinin içinde gizlediklerini görüp, onları açığa çıkarman gerektiğini anlarsın, ancak o zaman olgun bir insan olursun’’

Kendinle barışık değilsin: ‘’ Kim olduğunu bilmek istiyorsan eğer, sınırlarını, gücünü, zaaflarını, meziyetlerini öğrenmelisin, insan. Kalbinin içinde gizlediklerine bir bak. Bırak ruhunu boğmayı; bırak da artık özgünlüğüne kavuşsun’’

İnsani duygularını yok sayıyorsun:‘’ Tabii ki kızgın, öfkeli, hırslı olduğun zamanlar olacak. İlla zaafların olacak, insan. Sevecek, üzülecek, ağlayacak, kaybedeceksin hatta güleceksin… Bunlar yoksa yaşıyorum sanma. Seni bu noktaya getiren zaaflarını, yönetmeyi,  terbiye etmeyi öğrenmediysen onların tutsağı olursun. İşte o zaman endişe duy. Aklı bir kenara bırak şimdi, kalbin içine bir bakman lazım. Maksadın kendini bulmaksa eğer; tüm cevaplar o kapının ardında gizli. Hadi çal o kapıyı da gir içeriye. Çünkü varlığın sahibi, sana bir tek oradan seslenir...’’

Bir Tutam Baharat;


Hırs ve tamahın başladığı noktada, saf duygular sona erer. (Balzac)



Sem’a eden -işiten- biri şöyle anlatıyor;


Mutrıb ve semazenler şeyh postunu selamlayarak, içeriye girdi. Hepsi yerini aldı. Bunu gören şeyh efendi içeriye geldi. Şeyh efendi, semazenleri selamlayıp posta oturunca Nat-ı Şerif okunmaya başladı. Onun hemen ardından ney taksimi duyuldu. Taksim bitince peşrevin başlaması ile birlikte şeyh efendi ve semazenler sem’a meydanında sağdan sola doğru üç kez sürecek bir yürüyüşe başlıyordular. Bu da tamamlandığında dördüncü bölüme geçildi; şekilde gizli ruhun, özüne selamı. Semazen üstünde ki siyah hırkayı çıkartarak, sembolik olarak hakikate doğdu. Kollarını bağlayarak bir rakamını işaret etmişti. Şeyh efendinin elini öpüp bir bir izin alan semazenler, sema’a başladılar.

Yani, işitmeye başladı semazen, sağ elini havaya kaldırdı: Hak’tan aldı. Sol elini yere daldırdı: Halka sundu. Bu yolculuk onu, insan-ı kâmile yöneltecekti. Kâinatın oluşumunu, insanın bu âlemde dirilişini, Mevla’sına duyduğu aşk ile harekete geçip, kulluğunu idrak edecek; özüne yönelecekti semazen. Değil mi ki varlığının özü kalpti; o kapıdan içeriye girip bakacaktı orada gizlediğim ne var diye.

I.                   Selamını tamamladı semazen; kulluğunu idrak etti. Kimseye bağımlı olmaması gerektiğini anladı. Yalnız, kalbini dinlemeliydi. Çünkü bağımlılıkları onun nefsiydi.

II.                Selamını tamamladı semazen, Allah’ın kudreti karşısında hayranlık duydu. Gücünü ondan alıyordu, insan. Sınırları belliydi. Şefkati, güveni, direnci, adilliği, saflığı ve şerefi onun en önemli meziyetleriydi.

III.             Selamı tamamladı semazen, az önce duyduğu hayranlık aşka dönüştü. Zaaflarını hatırlayınca kızgınlıklarından utandı. Öfkesini nasıl yeneceğini öğrendi; affetmeliydi, merhametli olması gerektiğini hatırladı. Hırsını nasıl yeneceğini öğrendi; kendini üstün görmeyip, kanaatkâr olacaktı. Ancak, kanaatkâr olmayı becerebilen huzurun tadına bakabilirdi.

IV.             Selamı tamamladı semazen, meziyetlerini, zaaflarını tanıyordu, artık. O koca denizden alınmış bir damla suydu. O en yüce makama, kulluğuna geri dönerken insan-ı kâmile ulaşmıştı. Ve ruhu, nefis ve akılla olan savaşın galibi gelerek, onu; aşka ulaştırmıştı.

0 yorum: