Tek hecenin altında gizli; türlü hengameler…

19:15 Unknown 0 Comments

Bu konu üzerine yazmaya, mecbur bırakıldım desem yeridir. İnatçı bir dostum var; ne desem duymaz, anlamaz... Dur bakalım, biz bir şeyler karalayalım da belki okuyunca herhangi bir şey ilgisini çeker. Ne dedim ben az önce öyle: Herhangi bir şey! Ama herhangi bir şey olarak nitelendirilemeyecek kadar ciddi bir meseleden bahsedeceğim bugün: Aşk’tan. Ama konu aşk’a gelene kadar size söylemem gereken bir şey var; benim nazarımda aşk, karşı cinse duyulan o ‘’vazgeçememezlik’’ halinden çok daha öte bir şey. Bence insan; gözünün gördüğü, gönlünün sevdiği ya da seçtiği her şeye aşık olabilir, ki olmuyor da sayılmayız, öyle değil mi?

Varlığın özü belki de aşk…

Beğeni , Sevgi ve Aşk. Yani aşk; kalben ulaşılan son mertebe, haz yoğunluğu. Hazzın anlamını bilirsiniz;  hoşlanmak, zevk duymak. Fakat çoğu insan, aşkın acı çekmek olduğunu ileri sürer. Tamam, eğer bu doğruysa; bazı insanlar, aşk acısından haz alabiliyor demektir. Bir de şunu ileri sürenler var: Aşk geçici, sevgi ise kalıcıdır. Bu söz de aşkı farklı bir bakış açısı ile tanımlayabilir fakat, ben bunun tam tersi olduğunu düşünüyorum. Hani, aşk son mertebedir dedik ya az önce işte öyle bir işler ki ruhlarımıza, iz bırakır… Yapışır kalır oraya! Silip, atalım hadi! Yapabilirsek ne ala! Ama, bunu yapamadığımız için aşığızdır hala…

Düşünün bir; her birimizin gardırobunda, çok sevdiği ve başka hiçbir şeyi yokmuş gibi sürekli onu giydiği bir eşyası vardır. Ya da dönüp dolaşıp izlediği, onu tanımlarken en sevdiğim film bu dediği bir film cd’si vardır. Hatta bakıp büyüttüğü çiçeklerinden bahsederken; çocuklarım tanımlamasında bulunan insanlar yok mudur?

Fakat bir gün; o çok sevdiğimiz eşya eskir, kullanılamaz olur. Ya da sürekli izlediğimiz o film cd’si zarar görür, çalışmaz hale gelir. Çocuğumuz diye tanımladığımız çiçekler, solar gider… Evet ama; yeni bir eşya daha alırsınız, yeni bir film daha keşfedersiniz ve hatta yeniden çiçek büyütürsünüz. Sevdiğiniz nesneler (ya da kişiler) değişir durur yani. Fakat değişmeyen bir şey vardır; aşık olabilme yetisi. O her zaman sabittir, yerinde.

Hazır keşif demişken, aşk; insanın kendini keşfe çıktığı zorlu bir yolculuk değil midir?

Sevmek başka, aşk başka değil midir? İnsan her şeyi kolayca sever sonra çabuk sıkılır. Bu da demektir ki sevginin yönü çok çabuk değişir. Az önce dedim ya aşk başkadır diye, aşkın bir yönü bile yoktur… Ne yöne gideceğini kimse bilmez, inanın. Bu yüzden insan kolay kolay aşık olamaz ama olduysa da yakayı hemen kurtaramaz.

Bir Tutam Baharat
Akışın neredeyse pek yoğun geliyor bana, ey haz pınarı! Doldurayım derken, sık sık yeniden boşaltıyorsun kadehi!
Friedrich Nietzsche.
Aşkın gözü kördür…

Bunu ilk söyleyen her kimse ona katılıyorum. Çünkü aşıksak; gözümüz görmez, kulağımız         işitmez olur. Aşkımızın muhatabı olan kimse, ne dese ne yapsa çoğu zaman sorgulamayız          bile…

Ya da aşkın ağırlığı altında, ezilip durur; bizi küçük düşürecek davranışları         görmezden   gelerek çabucak unutuveririz.

Peki, ya gönül çaresiz bir aşkın peşindeyse? Aslına bakarsanız eski aşkların çoğu böyle. Bir türlü vuslata erememiş o aşıklar. Ya da bir şeyler ters gitmiş, tam kavuştuk derken yolları tekrar ayrı düşmüş. Yani şair, boşuna söylememiş: Kavuşursak biteriz biz… Diye.

Nihayetinde, insan için aşksızlık mümkün değildir dostlar. İster ilahi olsun, ister cismani hatta dünyevi bile olabilir… Her ne olursa olsun yeter ki aşksız olmayalım, yoksa dünya çekilmez olur. İyi de aşıksan da dünya çekilmezdir diyenler var, biliyorum. Böyle söyleyenlere hemen yazının başlığını hatırlatmak isterim. Tek hecenin altında gizli türlü hengameler… Sevmek, beğenmek başka, aşk ehli olabilmek başkadır dostlar… Ola ki bu üçünü birbirine karıştırırsak, o tek hecenin bizi yiyip yutmasına izin vermiş oluruz.

0 yorum: