Aradığın –ilham- uzakta değil, senden uzakta

19:16 Unknown 2 Comments

Hayatın; uzun ve zorlu bir maraton olduğu, hemen herkes tarafından bilinen bir gerçek. Olaylar yolunda gittiği sürece, keyfimize diyecek yoktur. Fakat bir müddet sonra bazı şeyler keyiften ziyade elem verici bir hal alır ve bu kez, tepe taklak olduğumuzu sanırız. Sürekli mutlu ya da mutsuz olacağımızın bir garantisi yoktur, neticede.

İnsan bazen, ilham duygusunun onu terk ettiğini sanır. Ama bu terkedilme duygusunun, süreklilik taşıyacağına dair herhangi bir kural yoktur. Kaybedilen her olgunun, bir şekilde sahibine dönmeyeceğini iddia edebilir misiniz hiç? İlhama ihtiyaç duyduğu o anlarda; doğa’nın kollarına bırakmalı insan kendini. Tabii bir de yalnızlık duygusunu arkadaş edinmesi lazım gelmektedir. Çünkü yalnız kalmayı becerebilen insan, etrafa kulak kabartma vaktinin geldiğini, anlayabilen insandır. Çevresinden kaçabildiği kadar uzaklara kaçması ve onu tekrar bulana dek; sokağı, diğer insanları, sonu gelmeyen olayları, renklerin fısıltılarını ve hatta yağmurun sesini dinlemesi gerekir, gönlünce. Kısacası yaşamın içinde gizli küçük ayrıntıları keşfedip, edineceği yeni bir bakış açısı ile kaybettiği o şeyi tekrar kazanması gerekir. Ancak bunları yaparsa, yorgun ruhu biraz iyileşerek, eski dinginliğine kavuşmuş olur.

‘’Ben bir insanım, nihayetinde. Omuzlarımın üzerine binen ağırlıklar, bedenimi hırpalıyor. Ve şimdi bir kez kırılırsam yaşama, kolay kolay tutunamam bir daha…’’

Bu söz ne çok şey ifade eder, anlayana. Şimdi, ya kendinizi büyücek bir yem gibi armağan edip, onun -hayatın- iştahını kabartacaksınız ya da onu arkanıza alıp sırt çevirecek; nicedir unuttuğunuz hislerinizi, yeni yollara ve hatta gönüllere düşüreceksiniz. Değil mi ki hayat, dört nala koşan bir atın üzerinde, bir kase sıcak çorba içmeye benzer, öyleyse ne o kaseyi düşürün elinizden ne de o bir kase sıcak çorbayı içmekten vazgeçin. Çünkü bir kez boyun eğerseniz, bir kez kapılırsanız hayatın cilvesine, hiç kolay kurtulamazsınız ona yem olmaktan.

Eğer sen bu yeni yola vurduysan kendini, karşına; birinden birini seçmek zorunda olduğun iki kapı çıkacak. Bu arada bilmen gereken bir şey daha var, niyetlisin artık ve istesende o yoldan geri dönüşü olmaz.

Düş Kapısı: Bu kapının ardında bulmayı beklediğin şeyler, tamamen hayallerinle orantılı. Adı üstünde ya işte, şekillendirmek, süslemek insan için en kolay iş. Ama küçük bir ayrıntı var ki; içeriye girmek bedava olsa da, çıkarken ödeyeceğin bedel izi kolay silinemeyecek acı hatıralardan ibaret olacaktır.

Gerçek Kapısı: Buraya girmesi ayrı, çıkması apayrı bir derttir. Hatta bu kapının önünde beklemek bile başkadır. İçeriye girdin diyelim, başta zorlanırsın falan ama git gide alışırsın, onun acımasızlığına. Gün olur özlersin bile… Bak, düş kapısından içeriye girdin mi, karşılaştığın o şeylerin hiçbirini hissedemezsin fakat burada seni karşılayacak olan her şey öyle gerçektir ki kanına işler, ilk fırsatta. Aslında, acıdıkça öğrenir, hırpalandıkça hırslanırsın. Dedim ya başkadır bu kapının ardında seni bekleyenler... Ancak hissediyorsan, hayatı kavrarsın. Bazen kaçıp kurtulmayı istersin buradan, ama, bu kapıdan dışarıya çıkmanın tek bir şartı vardır; ölmek. Düşlerini sen yönetebiliyorsun diye, burada karşılaşacağın olayları da yönetebileceğini sandıysan eğer yanılıyorsun. Kader denilen ince bir çizgi var bu kapının ardında; kah geçmişten bir iz getirir önüne ve asla acıması yoktur, ağlatır. Kah geleceğini bulursun karşında ve çok naiftir, hiç kıyamaz güldürür.

Hala iki kapı duruyor, karşında. İstediğini seçmekte özgürsün, hem de. Ama unutma, kaderin bu kapılardan birinin arkasında gizlendi ve bu gizi öğrenmekle mükellef olan sensin. Aslolan tek gerçek, bir seçim yapman gerektiğidir. Lütfen bu gerçeği unutma.

Bir Tutam Baharat


Nasıl bir at, üzerindeki zengin koşumların farkına varmazsa insanda içinde yaşadığı nimetlerin öyle farkına varmaz.
W. Shakespeare

2 yorum:

  1. ÇOk güzel bir yazı, eline sağlık. Blogun da güzel olmuş...

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ediyorum, beğenilerinize layıksa, ne mutlu bana :)

    YanıtlaSil